Tepe Menü

Ana Menü

Alt Menüler Kategoriler

İçerik

HOŞGELDİNİZ , Toplam : 24971 , Yorum : 2463

 

Etiketler: OPERASYON OPERASYON 

4 Şubat 1999 Perşembe akşamı olağan gibi gözüken her şey, az sonra gerçekleşecek randevuyla bambaşka bir boyuta taşınacaktı.
Amerikan gizli servisi CİA’nın Ankara temsilcisi, Yenimahalle’de bulunan, Türk gizli servisi MİT’ in resmi konutundaki randevusuna tam saatinde geldi.Amerikalı casus, MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun’a PKK terör örgütünün başı Abdullah Öcalan’ın ortak gerçekleştirilecek bir operasyon la yakalanmasını ve Türkiye’ye getirilmesini öneriyordu.




Saat 21.15 sularıydı.Şenkal Atasagun olayla ilgili biraz daha bilgi istedi. Amerika, Türkiye’ye Abdullah ÖCALAN’I teklif ediyordu. Ama şartı neydi? Şartı açıktı:
“Operasyonu Amerikan ve Türk ekipleri gerçekleştirecek.Ancak ne olursa olsun Abdullah Öcalan Türkiye’ye sağ olarak getirilecek, mahkemede adil olarak yargılanacak ve öldürülmeyecekti.”
Açıkça istenen buydu. Ama sonradan yaşananlar olayın getirdiği olumlu rüzgarların Amerika’nın Usame Bin Laden, Saddam Hüseyin ve İran’a karşı girişeceği operasyonlarda MİT’in verdiği desteğin bu istek kadar önemli olduğunu ortaya koydu.

Amerika’nın şartı
Şenkal ATASAGUN, Amerikalı temsilcinin sözlerini dikkatle dinledi. Başbakan Bülent Ecevit’e ulaştı. Ecevit, konuyu duyunca, Cumhurbaşkanı’na bilgi vermek gerektiğini söyleyip, Süleyman DEMİREL’İ aradı.
Saat 23.10’da Köşkte olağanüstü zirve başlamıştı. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Bülent Ecevit ve Mit Müsteşarı Şenkal Atasagun konuyu tartışmaya başladıklarında Genelkurmay Başkanı Hüseyin KIVRIKOĞLU da toplantıdaki yerini aldı. Toplantıdan bakanların dahi bilgisi yoktu. Ankara’da çıt çıkmıyordu.

MİT VE CİA’nın gizli protokolü
Teklif olumlu bulunmuştu. Operasyonun tüm sorumluluğu MİT’e ve müsteşarına teslim edildi. Atasagun toplantıdan sonra CİA yetkililerinin yanına döndü. “Tamam” dedi.Asrın gizli servis operasyonu bu sözlerle başlamış oldu.Hemen orada basit bir protokol yapıldı: “Abdullah Öcalan’ın yakalanarak Türkiye’ye getirilmesinde Türk Gizli servisi MİT ile Amerikan gizli servisi CİA birlikte ve ortak bir operasyon yapacaklardır.Öcalan sağ olarak ele geçirilip adil yargılanacaktır.”

Amerikan Çelmesi
PKK’nın VI. Kongresi 1999 Ocak-Şubat döneminde Kuzey Irak-İran sınırında Kandil dağında yapıldı. Alınan kararlar PKK’nın yayın organı Özgür Politikanın 5 mart 1999 tarihinde yayımlandı. Bildiride şöyle denildi:
“ABD emperyalizmi, İsrail siyonizmi ve Türk faşizminin tüm uluslar arası güçleriyle, Kürt ihanetini de kullanarak gerçekleştirdiği 9 Ekim 1998 komplosu, hiçbir uluslar arası hukuk-ahlak kuralına ve insanlık ölçülerine bağlı kalmaksızın sürdürülmüş, parti önderimizin oldukça ölçülü olan mücadele çizgisi ve Kürt sorununa siyasi çözüm bulma çabasının böyle alçakça bir yöntemle karşılaşması, tarihin oldukça derinlikli bir olayı olarak karşı karşıya olduğumuz düşman gerçeğini , ABD entrikacılığı ile Avrupa ikiyüzlülüğünü açıkça ortaya koymuştur.”

PKK bazı şeyleri anlıyordu,ama anlaması için Türk-Kürt 30 000 kişinin ölmesi ve Türkiye’nin tam Yüz milyar dolarlık kayba uğraması gerekiyordu.

Amerika’nın Türkiye Planı
Türkiye ekonomik,insanı ve fiziki coğrafyası Türkiye’yi Amerika’nın vazgeçilmezi yaptı. Kafkas enerji yatakları ve buradaki Türk kökenli uluslar,Ortadoğu’daki dengeler, Balkanların çatışmalara gebe durumu, Asya’ya uzanan yeni yapılanmalar, İsrail’in yeni dengeler içindeki arayışları ile Amerika ile girdiği güç çatışmaları ve Rusya’nın belirsizliği bu ilişkilerin vazgeçilmez noktalarını oluşturuyor.
En önemli ilişki noktalarından birisi ise Çin’e karşı Amerika’nın geliştirdiği stratejiler içinde Türkiye’nin önemidir. Çin, Rusya ve Kafkaslardaki Türk kökenli devletlerle çevrelenmiş durumdadır.
Türkiye, Amerika’nın Balkan politikasının en etkin gücü. Amerika’ya ve var olan NATO’ya rağmen , silahlı bir ordu kurma planı olan Avrupa’nın ekonomik çıkarları karşısında Amerika’nın kozu yina Türkiye.
Ortadoğu ve Kafkas politikalarının da belirleyeni yine Türkiye’dir. İran, Irak ,Suriye’yle sorunları olan Amerika, bölgesel etkinliğini Türkiye ile pekiştiriyor.

Özal ve Bush’un Kürt Planları
Amerika bölgesel 2000 planları için Türkiye’yi öne sürüyordu.Özellikle Körfez savaşı sırasında askerlerin Irak’a girmeme ve Özal-Bush formüllerine karşı direnme politikaları Avrupa güçlerinin ordu içindeki muhalefeti olarak yorumlanıyordu. Bu kavgayı o zaman Lozancı olarak ta adlandırılan Avrupa güçleri kazanmıştı. Ama Amerika planından asla vazgeçmedi.
Ortadoğu’nun bütün Amerikan karşıtı güçleri Türkiye’ye hep kuşkuyla baktılar. Bölgenin önemli ve Amerika ile ilişkileri çatışmalı, sorunlu ülkeleri olan Suriye, Irak ve İran, Türkiye’yi Amerikan Gizli servislerinin desteğiyle kendi ülkesinde operasyonlar düzenlemekle suçlamaktadırlar.

Avrupa-PKK İlişkileri
Aslında PKK ile Avrupa’nın ilişkileri oldukça iyiydi. Yunanistan’la ilişkiler günbegün artıyordu. 20 mart 1992’de Yunan heyeti Bekaa Vadisinde Öcalan’ı ziyaret etti.
Almanya da PKK’sız ve Öcalansız , daha doğrusu Kürtsüz,Ortadoğu ve “Büyük Doğu Politikası”nı yürütemiyordu.Hata bu uğurda Alman gizli servisi, PKK Avrupa sorumlusu Kani YILMAZ’ı iyiden iyiye kendisine eleman yapmıştı.
Rusya ile PKK’nın arasındaki ilişkiler ise PKK’nın hamurunda vardı.Ve Rusya Kürt Kartını ne bugün ne de yarın kimselere kaptırma niyetinde değildi. Aslında Türkiye de son ana kadar bölgesel gelişmelerde PKK Kartının kimin elinde nasıl bir koz olduğunu algılayamamıştır. Bu konuda kendisine hiç güvenilmemesine rağmen Talabani yıllar öncesinden Türkiye’yi uyarmıştır.Talabani, Türkiye de ilk temas kurduğu Dışişleri Bakanlığı yetkililerine “Amerika ne isterse o olacak” demiştir.
Türkiye’nin yalancı ve samimi bulmadığı, bir zamanlar bölge kontrolü için savaştığı Mesut Barzani’ye karşı PKK desteğiyle üstünlük sağlayan Talabani, yıllar öncesinden bölgede olacaklar konusunda çok ilginç şeyler söylemişti.

Turgut Özal ve Abdullah Öcalan
Türkiye Talabani ve benzerleriyle girdiği diyaloglardan nasıl etkileniyordu? Öcalan bu konuda Turgut Özal dönemine ilişkin övgüler dile getiriyor.Bunun bir anlayış sorunu olduğunun altını çiziyor. Yani ”Kürt sorununu Özal anladı, ama PKK’yla en etkin mücadeleyi de Özal verdi” diyor.Çünkü sorunun ekonomik boyutunun Özal tarafından algılandığını iddia ediyor.
Turgut Özal, Türkiye’de PKK terörünün adım adım tırmanması sırasında en etkin görev yapan kişiydi.PKK onlarca masum Kürt’ü öldürdüğünde “Bunlar üç beş kıçı kırık eşkıya” diyen Özal,daha sonra PKK’yla mücadele için bütçenin büyük bir bölümünü silah alımına aktaran kişiydi. Olağanüstü hal uygulaması onun döneminde başladı.PKK’yla mücadele denilerek polis içinde özel tim kurulmasına o karar verdi.SS kararnameleri denilen basına ve Olağanüstü Hal ilan edilen 13 ilde yaşamın tamamına müdahale edilmesine olanak veren düzenlemeleri o yaptı.

İKİNCİ BÖLÜM

Öcalan’a Karşı İlk Eylemler
Türkiye , Öcalan’ın takibi konusunda oldukça deneyimliydi. PKK liderine yönelik aktif operasyon çalışmalarına 1993 ortalarında başladı.1994 nisan ayına kadar daha ziyade çeşitli ülkelere mensup taşeronlar kiralamış ve bunlara büyük ücretler ödemişti.
Ciddi çalışmalar 1994 nisan ayından sonra, netice alıcı çalışmalar ise 1994’ün sonlarına doğru , ağırlıklı olarak MİT personeli kullanılarak yapılmaya başlamıştı.Çünkü 1993’te yapılan bir MGK toplantısında MİT, bu konuda eleştirildi ve bu toplantılarda dönemin MİT Müsteşar yardımcısı Ertuğrul GÜVEN, askeri kanadı eleştirmiş ve PKK ile mücadelede yanlış yapıldığını dile getirmişti.GÜVEN’in adı daha sonra Azerbaycan’daki darbe girişimlerine karıştı ve emekli edildi.
Öcalan, Mit tarafından tıpkı Mossad’ın bir zamanlar Yaser Arafat’ı izlediği gibi izleniyordu.Bir harita üzerinde Öcalan o an nerede ise orada kırmızı bir ışık yanıyordu. Siyasiler ise artık o ışığın sönmesini istiyordu.Hatta Çiller,Mit Müsteşarı Sönmez KÖKSAL’a “Bana Öcalan’ın kellesini getirin” diye bağırıyordu. Mit ile Çiller’ini ilişkileri hiç iyi değildi.MİT’te bu ilişkilerin düzelmesi amacıyla Çiller’in eşi Özer Çiller ile ilişkileri ilerleterek onu devreye sokmaya başlamıştı. Çünkü Çiller Mit müsteşarını dikkate almıyor ve bütün istihbari çalışmalarını Mehmet AĞAR ve Ünal ERKAN ile yürütüyordu.
Çiller seçimlere Öcalan’ı sağ veya ölü olarak getiren lider olarak girmek istiyordu.Bunun için başta İsrail olmak üzere çalınabilecek bütün kapıları çaldı.MİT’in yanı sıra Emniyet te alarm durumuna geçmişti.Ağar özel ekipler hazırlıyordu.Ama Polis, Öcalan’ın nerede olduğunu bile bilmiyordu. Çünkü bunu öğrenecek teknik ve yasal yapılanmalardan yoksundu. Ocak 95’te Mit yönetiminde bir grup oluşturuldu. Bu grupta MİT,Genelkurmay ve Emniyet Genel Müdürlüğü uzmanları yer aldı.Herkes elindeki bilgiyi bu gruba taşıdı.Bir süre sonra bu grubun Öcalan’la ilgili yaptığı hazırlık Emniyet yetkilileri tarafından basına sızdırılınca Polis uzmanları bu gruptan çıkarıldılar.
Öcalan’ın yakalanabilmesi için Çiller tarafından ilgisiz kişilere örtülü ödenekten tam 50 milyon dolar dağıtıldı.
Mit, Öcalan’ın yakalanması için iki önemli operasyon gerçekleştirildi.Mercedes operasyonu olarak ta adlandırılan bu operasyonda “Yeşil” olarak tanınan Mahmut YILDIRIM’da gönüllü olarak görevli idi. Bu operasyonlardan Öcalan şans eseri kurtuldu.Ve operasyonlardan sonra da Yeşil bir daha ortalıkta gözükmedi. Operasyonlardaki bu başarısızlıklar Genelkurmayı son derece kızdırdı.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

16 Eylül 1998 günü Suriye sınırına giden Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ateş çok sert bir üslupla Türkiye’nin “Sabrımız taştı” mesajını Suriye’ye verdi.Orgeneral Ateş, Suriye’yi PKK’ya destek verdiği için uyararak “Artık sabrımız kalmadı.Eğer gerekli tedbirleri almazsa biz Türk milleti olarak her türlü tedbiri almak zorunda kalacağız.”dedi.
Arap dünyasında Türkiye ile Suriye arasında gelip giden ip hemen fark edildi. Ortadoğu’nun kurnaz ve etkili politikacısı Hafız ESAD Türkiye’yle yakın ilişkisi bulunan Mısır devlet Başkanı Hüsnü Mübarek’ten arabuluculuk yapmasını istedi.İran’da devreye girdi.TSK’nin sığınağı devam ederken, 1 Ekim’de Cumhurbaşkanı Süleyman DEMİREL’de Şam’ı çok sert bir dille uyardı.Türkiye , Öcalan’ın Şam’da korunmasını ve buradan terör olaylarını yönetmesini savaş sebebi sayacaktı.
Aslında Öcalan’a karşı ilk zafer diplomatik alanda kazanıldı.Burada sivil, asker Türk yetkilileri büyük bir başarıya imza attılar.Bu diplomasi oyununda Türkiye’nin Amerika ve İsrail kartlarını çok iyi kullanması bir diplomatik zafer getirdi.

Suriye Sıkışınca
Tarih ağlarını örerken ve açıklamalar üst üste gelirken Öcalan Suriyeli yetkililerin “ya Türkiye ile savaşacağız, ya da seni Türkiye ye teslim edeceğiz” baskısı sonucu Şam’ı terk etmenin zamanının geldiğini anladı.
Öcalan; “Türkiye’nin baskısı üzerine Suriye hükümeti bana ‘Ya Türkiye ile aramızda savaş çıkar veya biz seni yakalar Türkiye’ye teslim ederiz, tercih yapmak zorundasın’ dedi. Bizde Yunanistan formülünü tercih ettik. Suriye’den çıkmadan evvel örgüt arşivini Şam’da bulunan Kürtlere dağıttık. O tarihte iki milyon iki yüz elli bin dolar param vardı.50 000 dolarını yanıma aldım. 2 milyon 200 bin dolarını Delil isimli adamıma bıraktım.”
Abdullah Öcalan’ın Suriye’den çıkışı konusunda Türkiye’ye ilk bilgi hem Amerikan kaynakları hem de Mossad tarafından ulaştırıldı. PKK lideri artık Suriye sığınağından mahrumdu.

Yunanistan Kurtuluş Kapısı mı?
Öcalan, Suriye’den kovulduğunda, kendisini taşıyan uçağın indiği Yunanistan’da büyük bir sevgiyle karşılanacağını sanarken yanıldığını çok geçmeden anladı ve şöyle anlattı:
“Yunanistan’a geldiğimizde o zamana kadar bana büyük ilgi gösteren PKK’ya dost olduğunu ifade eden Yunanistan, son derece kötü yüz gösterdi.Bana 3 saat içinde ya geldiğin yere dönersin veya istediğin yere gideceksin dediler. Bu arada Rozerin Yunan gizli servisiyle görüştü ve Yunanistan’dan ayrıldık.”
Öcalan’ın Yunanistan’da barınmama nedeni Amerika’ydı.Bir yandan Yunan gizli servisi, diğer yandan Dışişleri bakanlığı Amerika’nın baskısı altında tutuluyordu.Yunanistan teröre destek veren ülke ilan edilecekti. İlişkiler askıya alınacaktı. Amerika’nın tutumundan korkan Yunanlılar, Öcalan’ı bindirdikleri ilk uçakla daha geleli üç saat bile olmadan sınır dışı ettiler.Öcalan doğruca Jirinovski’ye Moskova’ya postalanıyordu.

Ayının İninde
“Moskova’ya gitmeden evvel Yunanistan’a iltica talebinde bulundum ama kabul edilmedi. Moskova’da Jirinovski kanalıyla temasa geçtim, zaten beni davet etmişlerdi. Mitropano beni Suriye’deyken de davet etmişti. Bu Mitropano, Jirinovski’nin partisine mensup bir şahıstır. 33 gün içerisinde bunların bulunduğu evde kaldım. Rusya’da 298 oyla benim Rusya’da kalmam bir çekimser oya karşılık kabul edildiği halde Başbakan Primakov anlayamadığım bir nedenle bu kararı uygulatmadı. 33 gün sonra Rusya’dan ayrılmak zorunda kaldım.”
Öcalan aslında kaçış oyununda Ruslara sığınarak kendisini saklamayı başarmıştı.ama onu yine de kendi alışkanlıkları ele verdi.Yanında taşıdığı çanta tipi uydu telefonuyla devamlı görüşmeler yapıyordu.Bu görüşmeler Amerika gizli servisi NSA tarafından tespit edilip Türkiye’ye bildirildi. Dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz durumu makamına çağırdığı Rus Büyükelçisine bildirdi.Elçi bizde yok dese de adres karşısında şaşkına döndü.
Rusya’da milliyetçi unsurların temsilciliğini yapan eski KGB ajanı ve Türkiye uzmanı Vilademir Jirinovski’nin Öcalan’dan aldığın paralar da onu kurtarmaya yetmemişti.Oradan oraya kaçmak zorunda kalan Öcalan başına gelenleri ve gelecekleri henüz kavrayamamıştı.Olayları yorumlayamıyor, sadece kaçıyordu. Rusya da da sadece 33 gün kalabilmişti.

Öcalan İtalya’da
Abdullah Öcalan’ın İtalya’da ortaya çıkması, Türkiye’de bomba etkisi yarattı.İtalya’nın Öcalan’a yönelik tutumu, PKK hareketinin siyasallaştırılması olarak özetlenebilirdi.
Öcalan Roma günlerini şöyle anlattı; “İtalya’da siyasi iltica talebimin kabul edilmesini beklerken tutuklama olayı gündeme geldi., hastane adı altında tecrit yerine kondum. Daha sonra Adalet Bakanlığı benim serbest olduğumu belirtti ancak ben Roma yakınında Cehennem Vadisi denilen bir evde kalmaya başladım.Giderek üzerimdeki baskı arttı. Kaç kurtul şeklinde bir tutum göstermeye başladılar. Bu baskılar altında İtalya’dan kaçmam ve tekrar Moskova’ya gitmem gündeme geldi. Şunu da belirtmek istiyorum. Yunanistan’dan Rusya’ya Yunan İstihbarat servisinin küçük bir uçağı ile gittim. İtalya’da toplam 66 gün kadar kaldıktan sonra 16 Ocak 1999 günü İtalya’dan ayrıldım.”
Roma’da sıkışıp avcılarını beklemekte olan Öcalan çaresizdi. Ama çaresiz olan sadece Öcalan değildi. İtalya Başbakanı D’alema da Öcalan konusunda çıkış yolu arıyordu.Çareyi Galatasaray ile Juventus arasında yapılacak maçta arayacaktı. Başbakan Mesut Yılmaz ile İstanbul’daki maç esnasında görüşme teklif ettiyse de bu Sayın Yılmaz tarafından ciddi bir yaklaşım olarak kabul edilmedi ve Başbakan İstanbul’a gitmedi.
Roma’da işler iyice karıştı. Öcalan Roma’dan da kaçmak zorundaydı. Çünkü Almanya kendisine güvence sağlayamamıştı. İtalya yalnız kalmıştı, sıkışmıştı. Amerika bastırmaktaydı.Türkiye ayaktaydı. Öcalan yeniden uçağa bindi... Artık sona doğru hızla yol almaktaydı.

Meçhule Kalkan Uçak
“İtalya’dan çıkmadan evvel Güney Kıbrıs’tan kırmızı pasaport temin ettim ve kendi fotoğrafımı yapıştırdım. İtalya’dan kendimiz bir uçak tuttuk. Bu uçağı onların yardımıyla bulduk. Masrafını biz ödedik. Moskova’nın 4,5 km. kuzeyinde Rovinrant Havaalanı’na geldik. Rusya daha önce en az bir ay, hatta altı ay kalabilir diye vaatte bulundukları halde yine çok ters bir tutum içine girdiler. Büyük zorluk çıkardılar. Bana seni Suriye’ye göndereceğiz dediler. Kendilerine Suriye zaten kabul etmiyor dedim. Zorluk çıkarmak şeklindeki tutumları devam etti. Halbuki isteseler güvendikleri bir ülkeye gönderebilirlerdi. 29 Ocak 1999 tarihinde Rusya’dan ayrıldık. Bana Badouvas ve Nagazakis isimli iki Yunanlı vardı. Yunanistan’a kabul edileceğimi söylediler. Yunanistan’a geldik. Dost görünen bu insanlarla bir gün dolaştık., ancak Dimitris beni görünce yeniden hırçınlaştı ve derhal gönderileceğimi söyledi.Kendi uçaklarıyla beni Minsk Havaalanına getirip bıraktılar. Bu havaalanında dondurucu soğukta 4 saat bekledim. Beni tehlike karşısında bıraktılar. Sonuçta mecburen tekrar Yunanistan’a dönme gereği doğdu. Yunanistan’da Dimitris tarafından çok daha kötü bir şekilde karşılandım.”
Öcalan’a yolculuğunun bu kısmında eşlik eden bir kişi daha vardı.Olayın kahramanlarından olan bir Yunanlı casus.Savvas Kalenderidis.
O da Türkiye’de görev yaptığı dönemlerde başarılı olmuş bir casus.İzmir’de görev yaparken Türkiye’ye ilişkin askeri bilgilere ulaşabilen Kalenderidis Türkiye’de casusluk suçlamasından dolayı mahkum olduktan sonra Yunanistan’a dönmüştü.

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Öcalan Kenya Kararını Anlatıyor “Seni hemen Kenya’ya gönderelim dediler. Bu arada beni Korfu adasına götürüp getirdiler. Burada dikkati çeken husus, Kenya’nın tesadüfen seçilmediği, planlı olarak seçildiğidir. 2 Şubat 1999 günü Yunanlıların yine o küçük uçağı ile Kenya’ya hareket ettim. Kenya’da Yunan büyükelçiliği görevlileri bizi alarak Yunan büyükelçisi Kostulas’ın evine götürdüler. Giderek benim büyükelçilik evinden ayrılmam konusunda baskı arttı. Hatta zorla çıkaracaklarını söylediler ve beni evden çıkarmak için Yunanistan’dan 4 kişi getirmişler. Son gün Yunan büyükelçisi Kenya Dışişleri Bakanlığına çağrıldı. Büyükelçi Bakanlığa gitti ve dönüşünde bana istediğim bir ülkeye gidebileceğimi, bu ülkelerin Güney Afrika veya Hollanda olabileceğini söyledi. Yunan hükümetinin de Hollanda’nın benim kabul etmeye hazır olduğunu bildirdiğini ifade etti. Ertesi gün, 15 Şubat 1999 günü beni havaalanına götürmek için Kenyalı bir yetkili geldi. Yunan büyükelçisi de beni kendisinin ve kendi arabasıyla havaalanına götüreceğini söyledi. Aralarında münakaşa çıktı, neticede Yunan büyükelçisi kendi toprağında kendi misafirini, kendi arabasıyla götüremedi. Beni Kenyalı yetkilinin arabasına tek başıma bindirdiler. Havaalanına getirdiler. Ben zaten neticeyi anlamıştım. Bindirildiğim uçakta enterne edildim. Bindirildiğim bu uçağın hangi ülkenin uçağı olduğunu bilmiyordum.”

BEŞİNCİ BÖLÜM

Türkiye’nin Zaferi
Türkiye, Abdullah Öcalan’ın Suriye’yi terk ettiğini öğrendikten onun peşinden uzun süre koştu. Öcalan’ın Atina’da olduğunu 1 Şubat 1998 günü öğrendi. Batılı bir gizli servis Öcalan’ın Hollanda’ya girmek için çabaladığını, ancak bunu başaramayıp, geldiği yer olan Atina’ya dönmek zorunda kaldığını bildirdi. Bunlar Yunanlıların ellerinde oradan oraya dolaşmakta olan Öcalan’la ilgili son dönemde elde edilen ilk bilgilerdi ve anlamı da Öcalan’ın Yunanistan’da olduğuydu.
1 şubat 1998 günü MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun Yunan gizli servisi EİP’in başkanı olan Haralambos Stavrakis’e acil kodlu bir faks çekti.PKK gibi bir örgütün liderinin NATO ve Batı ittifakı içinde bulunan Yunanistan tarafından himaye edilmesini ve kaçması için yardımcı olunmasını kınadı. Bunun “vahim sonuçlar doğuracağını “ hatırlattı. Öcalan’ın Atina’da bulunduğunun saptandığını iletti.Yanıt 2 şubatta geldi. Yunan gizli servisi “Öcalan diye birisi bizde yok”yanıtı verdi.
Türkiye aynı anda Amerika ve diğer batılı ülkeler nezdinde de girişimlerde bulunuyordu. Amerikalılar bu girişimler üzerine, Öcalan’ı el tuttuğunu bildikleri Yunanistan üzerinde büyük baskı uygulamaya başlamıştı. 2 Şubat günü Ankara’daki Amerikan yetkililerine bütün Türk yetkilileri aynı mesajı iletiyordu.



PDF olarak indir!
Arkadaşima Gönder >>

Sizden önce 55 kişi okudu.

<< Önceki     Sonraki >>

 
PUANLAR

Toplam Oy : 0 Puan : 0

1 2 3 4 5
 
YORUMLAR

İlk yorumu yazan siz olmak ister misiniz?

 
SENDE YORUM EKLE

İsim(Rumuz)

:

Email

:

Yorum

:

Yan Bloklar

Footer