
HOŞGELDİNİZ , Toplam : 25,635 , Yorum : 4,460
Yörük adının Türkçe “yürü” fiilinden türediği sanılmaktadır.

Daha sonraları göçebe halka verilen ad olmuştur. Yörük sözcüğü cesur, eli ayağı çabuk anlamlarına gelecek şekilde de kullanılmaktadır.
17. yüzyılın sonlarına doğru Osmanlı Devleti, yörükleri idari otoriteyi
sağlamak amacıyla zorunlu göçe tabi tutmuştur. Burada amaç arazinin
işletilmesini ve eşkıya gruplarına karşı set görevi görmelerini sağlamaktı.
Bugün Anadolu’da yörüklerin tamamına yakını yerleşik yaşama geçmişlerdir. Ancak
Toroslar’da yaylak ve kışlaklarında asıl yaşam biçimlerini sürdüren bazı yörük
grupları da mevcuttur.
Derleme çalışması yapmak üzere gittiğimiz Denizli İli, Çardak İlçesi’ne bağlı
Gölcük Köyü halkı da kendilerini yörük olarak adlandırıyordu. Gölcük Köyü’ndeki
kaynak kişim, ailesinin Sarıkeçili Yörüğü olduğunu ve Konya’dan göç ederek
Denizli’ye geldiğini söyledi. Köy halkı halen yerleşik durumda olmasına karşın
yaylacılık geleneğini devam ettirmektedir. Her yıl Mayıs ayında yaylaya
çıkılmakta yaz süresince yaylada kalınmaktadır. Yaylaya çıkma eskiden olduğu
gibi toplu olarak karar verilmek suretiyle olmaz; her aile kendine uygun bir
zamanda yaylaya çıkabilir. Yaylaya çıkmanın amacı, hayvanların daha uygun
koşullarda otlatılması ve kışlık tereyağı-peynir gibi yiyeceklerin
hazırlanmasıdır.
Ekonominin tarım ve hayvancılığa dayalı olduğu yörük yaşamında eskiden beri
varolan kimi geleneklerin ve uygulamaların izlerini dile yansımış şekilleriyle
günümüzde de bulabilmekteyiz. Anadolu’da resmi olarak kullanılan takvim ve
saatin dışında kendine özgü bir takvimin ve zamanı anlamak üzere kimi
ölçülerin kullanıldığı görülür ki, buna halk takvimi adı veriyoruz. Yörük
kültüründe de özellikle takvim ve saatle ilgili olan bazı kavramların son
zamanlarda daha az kullanılmakla birlikte bilindiği tespit edilmiştir.
Dağlarda göçebe olarak yaşamını sürdüren yörük için zamanı anlamanın bazı
yolları mevcuttur. Bunlar kaynak kişi tarafından şöyle anlatılmaktadır:
“Şindi şafakla merkep anırır, bu sabahın olduğunun müjdecisidir, ardından
horoz öter. Şimdi bir yörüğün çadırına şehirli misafir oluyor. Yörüğün tabii
saati yok, eşek anırıyor “çocuklar şafak söküyo kalkın diyo”. Dururken horoz
ötüyor, köpek havlaması başlıyor: “çocuklar namaz vakti, namazlarınızı kılın”
diyor. Şehirli kendi kendine diyor ki, “hayret eşekten takvimi var, köpekten
saati var”.
Zamanın bilinmesiyle ilgili bu farklı uygulamaların yanı sıra, yörük
kültüründe farklı bir takvim anlayışından da bahsetmek mümkündür. Yerel
takvimde aylar, özellikle kış mevsiminin süresine dayalı olarak farklı biçimde
hesaplanmakta ve adlandırılmaktadır. Bu takvime göre kış ayları şöyle
sıralanmaktadır:
Hamsin-15 gün
Karakış-15 gün
Zemheri-45 gün
İlk cemile-1 hafta
Orta cemile-1 hafta
Son cemile-1 hafta
Mart 9’u-kışın bitimi
Bu takvime göre esas kışın başlangıcı “karakış” olarak adlandırılan dönemdir.
Dut ağaçlarının yapraklarını dökmesiyle birlikte karakışın başladığı
anlaşılır. Bu dönemde toprak üzerinde hiçbir karınca yuvasının kalmadığı ve
karıncaların tamamen ortadan çekildikleri görülür. Suların üzerinde bir sis
tabakası görülür ki, buna yerel tabirle “sular kaymaklandı” adı verilir.
Karakış döneminde, rüzgarların tam dik gelecek şekilde esmeye başladığı da
anlatılmaktadır. Öyle ki, dışarıda kalan bir kişi korunacak hiçbir yer
bulamaz. Rüzgarın dik esme hali karakıştan başlamak üzere cemilelerin bitişine
kadar devam etmektedir. Cemileler geçtikten sonra rüzgarlar tekrar yatay
olarak esmeye başlar ve havalar ısınır.
Yine de belirli zamanlarda görülen soğuk havalar, halk arasında Mart 9’u adı
verilen 21 Mart tarihine kadar devam eder. Bu tarihten itibaren bahar
mevsiminin başladığı ve havaların da düzeldiği görülür. Mart 9’unda yörede
“dukguk” adı verilen bir kuş ötmeye başlar ki, takvim Mart 9’unu
göstermektedir ve bahar mevsiminin başlamış olduğunu anlatır. Mart 9’unda
ötmeye başlayan dukguk kuşu gündönümüne kadar mütemadiyen ötmeye devam eder.
Yörüklerde yaşam tamamen doğaya bağımlı olduğundan yakın ve uzak tarihte
havaların nasıl olacağını bilmek çok önemli hale gelmektedir. Soğuk havalar
kadar zararlı olan sıcak havaların zamanını tam olarak bilmek ve ona göre
tedbirli olmak gerekir. Yerel tabirle “gızıl issi” olarak adlandırılan dönem
de halk takviminde belirli noktalardan birini ifade eder. Yörede Ağustos
ayının ikinci yarısından itibaren görülen yoğun sıcaklara bu isim
verilmektedir. Bu dönemi bilmek özellikle hayvancılıkla uğraşanlar açısından
çok önemlidir. Koyunların yünlerinin kesilme tarihi, bu döneme göre
ayarlanmaya çalışılır. Aksi takdirde yünleri kesilmiş olan koyunlar bu aşırı
sıcaklardan etkilenerek ölebilirler.
Anadolu’da hayvancılıkla ilgili olarak sürdürülen geleneklerden biri de “koç
katımı” olarak adlandırılmaktadır. Denizli İli, Çardak İlçesi’ne bağlı Gölcük
Köyü’nde yaşayan yörükler arasında da böyle bir gelenek halen
sürdürülmektedir. Koç katımı, hayvanların yavruladıktan sonra aşırı
soğuklardan etkilenmesini önlemek üzere gerçekleştirilir. Yörede ağırlıklı
olarak küçükbaş hayvancılık yapılmakta ve özellikle keçi tercih edilmektedir.
Ekim ayının 10’unda teke keçiye bırakılır ve çiftleşme sağlanır. Koç katımı
sırasında bazı geleneklerin ve dikkat edilmesi gereken hususların gündeme
geldiği görülür. Koç katımı, mutlaka hayırlı bir gün olarak kabul edilen
perşembe gününde yapılmaktadır. Tekeler keçinin içerisine katılırken sağ
taraftan katılmasına dikkat edilir. Ayrıca doğacak yavruların erkek olması
isteniyorsa tekenin üzerine erkek çocuk, dişi olması isteniyorsa kız çocuk
bindirilir. Keçiler çiftleşme gerçekleştikten sonra beş ay içerisinde
yavrulamaya başlarlar. Keçilerin yavrulamaya başladığı dönem cemilelerin
bittiği dönem olmaktadır ki, bu da Mart ayının başlangıcıdır. Mart ayında
doğan yavrular hem soğuklardan korunmuş olmakta hem de yeni çıkan otlardan
yiyerek daha iyi beslenebilmektedir.
Yörüklerin günlük yaşamda doğayla iç içe oldukları zamanlarda, doğadaki
birtakım değişiklikleri, ay ve yıldızları, bitkilerin durumunu çok iyi
gözlemledikleri ve buna bağlı olarak da hava tahminleri geliştirdikleri
görülmektedir. Gök ayının şekillerine göre yakın zamanlarda havanın nasıl
olacağı ve o yılın nasıl geçeceği tahmin edilebilir. Kış mevsimi içerisinde
kimi zaman ayın etrafında buluta benzer bir halka belirmektedir ki, yörede
buna “ayın ağıllanması” adı verilir. Ay ağıllandığı zaman, birkaç gün
içerisinde havanın daha da soğuyacağı düşünülür. Uzun yıllara dayalı
gözlemlere bağlı olarak ay hilal şeklindeyken açık olan kısmının sürekli
olarak kuzeye baktığı tespit edilmiştir. Bunun tam tersi gerçekleşirse, yani
ayın açık olan kısmının güneye baktığı görülürse bu durum “ay ters dönmüş”
olarak adlandırılır ki, bu da o sene kışın oldukça sert geçeceği ve kıtlık
olabileceğine dair bir işaret olarak kabul edilir.
Yörükler için doğal yaşamın önemli bir parçası olan hayvanların hareketleri de
hava durumu hakkında bilgi verici niteliktedir. Anlatılar özellikle kara
keçinin bu konuda oldukça duyarlı bir hayvan olduğu yönündedir. Akşamüzeri
olduğunda keçiler özellikle çalıların arasına girerek uzun uzun otlamaya
çalışırsa ertesi gün mutlaka yağmur yağacağı düşünülür. Hayvanların
davranışlarını gözleme şansını bulan çobanların anlatılarına göre, yine kara
keçi kuyruğunu yere düşürmüşse bu, aynı gün içerisinde yağmur yağacağına
işarettir.
Uzun yıllarını çobanlık yaparak geçirmiş olan kaynak kişimizin bu konuyla
ilgili olarak anlattığı hikaye de oldukça dikkat çekiciydi. Çok önceden yöreye
gelmiş olan bir İngiliz, elinde termometresi olduğu halde hava tahminleri
yapmaya başlamıştır. Yine böyle bir günde aynı gün içerisinde yağmur
yağmayacağını iddia eder. Çoban ise ona yanıldığını keçilerin kuyruğunu
düşürdüğünü ve o gün mutlaka yağmur yağacağını söyler. Nitekim çoban yanılmaz
ve o gün birkaç saat içerisinde yağmur yağar. Bunun üzerine İngiliz
termometresini yere atarak kırar ve “benim alet Türk’ün kara keçisi kadar
olamadı” der.
Kara keçi dağlarda özellikle çok önemli hale gelen su kaynaklarını bulma
konusunda da çobanların en büyük yardımcısı gibidir. Çobanlar kara keçiyi
takip ederler ve kara keçi sakalı ıslak olarak geldiğinde bir su kaynağı
bulmuş olduğunu anlarlar. Böylelikle keçiyi takip ederek bilinmeyen su
kaynaklarına ulaşmak mümkün olur. Burdur İli sınırları içerisinde yer alan ve
ülkemizin en büyük mağaralarından biri olan İnsuyu Mağarası, kara keçi ve onu
takip eden çobanın burayı keşfetmesi sonucunda bulunmuştur.
Tüm yaşamlarını yazın yaylada kışın kışlaklarda geçiren yörüklerin sahip
olduğu kültür, aynı zamanda onların yerleşik halkla olan farklılıklarını da
yansıtmaktadır. Öyle ki, herhangi bir yerde sürekli yerleşik halde olan halk,
onlar için şehirlidir ve ötekidir. Bu farklılıklardan dolayı geçmişte
yörüklerle köylüler arasında kız alıp vermenin olmadığı bilinmektedir. Halk
dilinde de yörük ve şehirli farkını yansıtacak şekilde birçok anlatı ortaya
çıkmıştır. Denizli’de yapmış olduğumuz çalışma sırasında da bu türden birçok
hikaye dinledik. Şimdi bunlardan birini anlatmak istiyorum:
Yörük şehirliye dünürşülüğe gidiyor, kızını alacak; şehirli yörüğe soruyor,
neyin var? O da kırk pencereli evim var diyor. Şehirli başka neyin var diye
soruyor? Ben bi yediğim meyveyi bi daha yemem, bir süpürdüğüm süpürgeyle bir
daha süpürmem atarım, yenisini alırım diyor. Şehirli buna inanıyor, kızını
yörüğün oğluna veriyor. Gelin geldikten sonra şehirli kızının ardından
ziyarete geliyor. Gördüğü manzaradan dolayı şaşıran şehirli, hani o kırk
pencereli evin nerede diye soruyor. Dünürüne bak diyor, çadırın kırk tane
penceresi yok mu? Belki daha da fazla. Tamam onu öğrendik, süpürgen nerede?
Yörük ardıç dalı alıp geliyor, süpürüyor atıyor, sonra yenisini getiriyor. O
da tamam anladık, bir de meyveni görelim diyor şehirli. Bunun üzerine yörük
dağlarda kendiliğinden yetişen ve çok ekşi olan domuz eriğinden getiriyor
veriyor. Erik çok ekşi olduğundan, gerçekten bir kez yiyenin bir daha yemesi
mümkün değildir. Bu şekilde yörük kurnazlık ederek şehirliyi kandırmış
olmaktadır.
Bu yazı 1996 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı Araştırma ve Eğitim Genel
Müdürlüğü araştırmacıları tarafından gerçekleştirilen alan araştırmasında elde
edilen bilgilere dayalı olarak hazırlanmıştır. Yazının hazırlanması sırasında
Genel Müdürlük Halk Kültürü Arşivi’nde B. 1996. 0282, B.1996.0283, B.1996.0284
numarayla kayıtlı ses bantlarından yararlanılmıştır.
PDF olarak indir!
Arkadaşima Gönder >>
Sizden önce 1432 kişi okudu.
Toplam Oy : 6 Puan : 3,33
İlk yorumu yazan siz olmak ister misiniz?
Denizli’de yörük kültürü
Kurfal Özel Butik Otel
FormPal
Lexa Organizer
David Banner
YaBB Forum
YaBB Forum 1 Gold (Release) Türkçe Dil Paketi
EditPad Lite
Windows Blinds Transilvania Skini
YEŞİLAY HAFTASI
Power Contact
Aysel Çelikel
Robert Brown Biography (1773 - 1858)
ASO iHTML Form Mail
Muhasebeci (YTL-Alpha)
Draw Swf
AKYAZ Süt-Yem Müstahsil Programı
Ankara
IconoMaker
18 Mart Çanakkale Şehitler Günü ile ilgili Şiirler