
HOŞGELDİNİZ , Toplam : 25,624 , Yorum : 5,241
Sayfa :
<< İlk << Geri [1] / [3] İleri >> Son >>
Bir gün deniz aşr-ı ülkenin bir kralı ve bir de prensesi
varmış. Prenses dünyalar kadar güzelmiş. Kral ona bakılmasını yasaklamış.
Prenses şehirde dolaşacağı zaman halk eğilip gözlerini kapatır, ya da
evlerine kaçışırmış.
>>>
>>>Onu görmenin bedeli ise ölümle cezalanmakmış. Günlerden bir
gün yine prenses dolaşmak için çıktığında; fakir bir köylü delikanlı her
şeyi göze alarak başını kaldırmış ve prensesle göz göze gelmişler...
Delikanlı o an prensese inanılmaz bir aşkla tutulmuş. Prensesin derin
bakışlarının da boş
>>>olmadığını düşünmüş ve gözüne bir daha uyku girmemiş. Fakir
delikanlı ölümü bile göze almak pahasına, prensesi bir kere daha görmek
için uğraşmış durmuş. Bu arada güzel prenses de ona tutulmuş onun zarar
görmemesi için günlerce kendini saraya kapatmış. Sonunda dayanamayan
delikanlı her şeyi göze alarak gizlice sarayın bahçe duvarına tırmanmış
ve
>>>prenses ile bir kere daha göz göze gelmişler, gelmişler ama
tüm çabalarına
>>>rağmen muhafızlara yakalanmış. Kralın karşısına çıkarılanca,
delikanlı öleceğini bile bile aşkını dile getirmiş.
>>>
>>>Kral tam ölüm emrini vereceği anda prenses yalvarmış. Kızının
yalvarışına dayanamayan Kral da delikanlıya başka bir ceza vermeye razı
gelmiş. Hemen bir gemi hazırlattırıp, gidilebilecek en uzaktaki adaya bir
fener yaptırmış. Fakir delikanlıyı da o adada yalnız yaşamaya mahkum
etmiş...
>>>
>>>Aradan daha bir kaç ay geçmesine rağmen prensesi unutamayan
delikanlı aşkını kağıtlara dökmüş ve martılara anlatmaya başlamış... Artık
tüm martılar fakir delikanlının prensese olan aşkını bilir ve yazdığı
mektupları prensese götürür olmuşlar... Zamanla prensesin de yazmış
olduğu
>>>mektupları getiren martılar aracılığı ile iki gencin
arasındaki aşk iyice büyümüş. Ta ki... Bir sabah sarayın bahçesinde
kahvaltı yaparken prensesin
>>>odasının penceresine ağzında bir mektupla konan martıyı kralın
görmesine kadar. Çok şükür korkulan başa gelmemiş... Martıların bile aracı
olduğu böylesine büyük aşkı anlayamadığı için kendisinden utanmış ve
ağlayarak kızına sarılan kral, delikanlının kızıyla evlenmesine izin
vermiş.
>>>
>>>Bunu duyunca çok mutlu olan prenses hemen delikanlıya bir
mektup yazmış ve
>>>olanları anlatmış. Bu arada mektubu götürmek için bekleyen
martıya da tüm martıların düğünlerine davetli olduğunu söylemiş. Buna çok
sevinen martı mektubu bir an önce ıssız adaya götürmek için yola çıkmış.
Tam yolu yarılamışken yanından geçen bir kaç martı arkadaşına haber verip
hepsinin düğüne davetli olduğunu söylemek için gagasını açtığında mektubu
düşürmüş.
>>>Tüm martılar hep birlikte mektubu aramaya başlamışlar. Fakat
bir türlü bulamamışlar...
>>>
>>>Bu arada prensesten mektup alamayan aşık delikanlı, yazmış
olduğu mektupları göndermek için bir tek martı bile bulamamış... Biraz
ilerisinde
>>>uçuyorlar fakat yanına gitmiyorlar ve mektubu armaya devam
>>>ediyorlarmış...
>>>
>>>Prensesin kendisini artık unuttuğunu, istemediğini, martıların
da onun için yanına gelmediğini sanan delikanlı üzüntüsünden sonunda
kendisini fenerden kayaların üzerine atarak intihar etmiş. Olanlardan
habersiz kralın gemisi adaya vardığında fakir delikanlının soğuk bedeni
ile karşılaşmışlar...
>>>
>>>İşte o gün, bugündür, martılar o mektubu ararlar. Mektubu
bulup, o inanılmaz sevgiyi geri getirebileceklerine, her şeyi
düzelteceklerine, inanarak hep denizler üzerinde uçuşup dururlarmış...
Gökten üç elma daha düştü... Birincisi, her doğa olayında, bir aşk, bir
sevgi bulanlara... İkincisi, yüreğinin sesini dinlerken aklını gözardı
etmeyenlere. Üçüncüsü ise reddedilmeyi yenilgi kabul etmeyip, ümidini hiç
yitirmeyenlere...
>>>
>>>
Kazım Ünal
# Sevmek inanmaktır.
# Sevmek yaşamaktır.
# Sevdiğini kendisi gibi, kendisinden de çok duyumsamaktır.
# Sevmek sevdiği olmaktır.
İlk Aşk:
Ne yaparsaniz yapin, ilk askinizi unutmaniz mümkün degildir. Yillar sonra dönüp, "ben ona nasil
asik olmustum acaba" diye pismanlikla karisik garip bir duygu da yasayabilirsiniz, olsun. O,
size ilk aski tattirmis, en önemli yasam tecrübelerinizden birini yasatmistir. Aranizda geçenler aci
bile olsa, dönüp minnetle anacaginiz biri hep var olacak. Daha ne olsun?
1.Yaş, kilo ve boy dahil tüm işe yaramaz rakamları unut. Bırakın bunlara doktorlar
üzülsün. Onlara bunun için para ödemiyormusun?
2. Sadece güleryüzlü arkadaşlarınla kal.
Dırdır ve yakınmalar moralini düşürür. (eğer böyle biri isen bu durumu unutma!)
Zaman, çoook çok önce...
Mekan, iyi huylarla kötü huyların ne yapacaklarını bilmeden dolaştıkları mekanlar...
Yine bir gün bütün huylar her zamankinden daha da sıkkın halde otururken, SAFLIK birdenbire ortaya bir fikir atmış:
‘Hey, neden saklambaç oynamıyoruz ki?...’
‘Neden olmasın ki?...’ demişler hep birden, bu teklifi beğenerek...
Tam bu sırada ÇILGINLIK çığlık çığlığa:
‘Ben ebe olup saymak istiyorum’ diye bağırmış.
Eski zamanların birinde ,barış ve huzurun resmini
yapıcak olan ressama ödül vadeden bir kral vardı.
Resimler kralın önüne geldi ve kral bu resimlerden ikisini beğendi fakat ikisinden birini seçmek zorundaydı.
Uzak diyarlardan birinde bir ülkede, yemyeşil tepelerin arasında, kışın bembeyaz bir kar ordusu ile, baharda rengarenk kır çiçekleri ile kaplanan bir vadi vardı. Ortasından bir ırmağın geçtiği bu vadi "Büyülü Vadi" olarak anılırdı. Ona bu adi veren ise, vadideki ilginç bir dükkan ile, bu dükkanda yaşananlardı. Ünü ülkenin dört bir yanına yayılmış olan dükkanın adı "Büyü Dükkanı" idi. Her yerde olduğu gibi bu dükkanda da almak istediğiniz şeyin bir bedeli vardı. Bu bedelin ne olacağı, dükkan sahibiyle yaptığınız pazarlık sonucunda ortaya çıkardı. Ancak, Büyü Dükkanı"nda maddi bedellerin hiç bir hükmü yoktu. Bazı müşteriler birşeye sahip olmak için
Kötü karakterli bir genç varmış. Bir gün babası ona çivilerle dolu bir torba
vermiş." Arkadaşların ile tartışıp kavga ettiğin zaman her sefer bu tahtaperdeye
bir çivi çak" demiş. Genç, birinci (ilk) günde tahtaperdeye 37 çivi çakmış.
sonraki haftalarda kendi Kendine kontrol etmeye çalışmış ve geçen her gün daha
az çivi çakmış.
AÇELYA Nefse hakimiyet.
AÇELYA (HİNT) "Gerçek şu ki, herşey bitti!..Seni artık sevemiyorum..."
ADAÇAYI Eşler arasında "Biz iyi bir aileyiz" mesajıdır.
AKASYA (PEMBE VEYA KIRMIZI) Güzellik, zerafet ve incelik; "Seni beğeniyorum."
AKASYA (BEYAZ) Dostluk; "Bizimki temiz bir sevgi, belki biraz arkadaşça..."
AKASYA (SARI) Platonik aşk, isimsiz aşık...
ANANAS "Sen kusursuz birisin!"
Hepimiz zaman zaman aynı şeyi hissederiz. Hepimiz o anayoldan geçerken gördüğümüz dar sokaga girsek ne olur diye düşünürüz ve çogu zaman girmeyiz. Çogu insan hayatının belli dönemlerinde mantığıyla duyguları arasında bir seçim yapmak zorunda kalır. Ya da öyle olduğunu düşünür. Çünkü aslında ikisi arasındaki ayrım sanıldığı kadar keskin değildir. Olmadık birine aşık olduğunu ve bu yüzden acı çektiğini düşünen herkes mantıklı bir karar vermeye çalışır, çevresinden böyle uyarılar alır. Ve kimi zaman en mantıklı kararı verdiğini sanırken aslında en duygusal olanı yapar. Kimisi mantık evliliği yapmanın en iyisi olduğu düşüncesindedir. Sonra "Yüreğinin götürdüğü yere git" romanları okunur. Çılgın aşkların filmlerine gidilir. Aşk şarkıları hep yenilenerek aynı şeyleri tekrarlayıp durur. Yaşanmayan her şey başkalarının hayatında izlenir.
Bir gün Apollon Thessalia"da kıyıları ağaçlarla gölgelenen Peneus ırmağı kenarında, güzel genç bir kız gördü. Bu güzelin adı Daphne idi ve Apollon görür gürmez ona aşık olmuştu. Daphne ormanların derinliklerinde dolaşmaktan zevk alıyor, ay ışığında yabani hayvanları kovalamak avlamak en büyük eğlencesi idi. Yalnız başına dolaşmayı çok seviyordu. Dahası Daphne hayatı boyunca yalnız yaşamaya yemin etmişti. Erkeklerden nefret ediyordu bu yüzden evlenmeyi kesinlikle istemiyordu.
Bir Denizfeneri.. Okyanusla sonsuza dek komşu.
Okyanusun mu ona daha çok ihtiyacı var yoksa,
denizfeneri mi okyanus için vazgeçilmez bir sevgili?
Gündüzleri, denizfeneri isyanlarda... Çünkü yanıbaşındaki
biricik sevgilisi gözlerinin önünde güneşle ihtirasla sevişmekte.
Hep gece olsun ister, sevgilisi ona kalsın, yalnız onda bulsun
gecedeki renginin güzelliğini... Denizfeneri, küçücüktür okyanusa
göre ama güneşin aşkından daha büyüktür aşkı okyanusa...
"Fotografçi eline, beline, deklansörüne hakim kisidir." Tarik Bin Muttalip
"Fotograf makinesi, konu ile göz arasina ustaca yerlestirilmis bir kaç yassi cam parçasi, biraz çelik ve aliminyum ile azicik plastikten ibarettir." Edison
"Her fotografçi önünden vinlayan kursunun önden görüsünü çekebilir ama tab edemez.." Robert Capa
"Uzun zaman oldu sanırım böyle iyi hissetmeyeli" diyorum içimden...
İçimden dediğim halde yansıtıyorum belki de..Belki de sadece söylemekle
kalmıyorum... Artık ne fazla yağan yağmur, ne daha hızlı esen rüzgar,
ne yerken ağzımdan düşürdüğüm lokmalar, ne sonuna yetişebildiğim
sevdiğim şarkılar, ne de zıtlaştığım düşünceler... Artık hiçbiri ama
hiçbiri gözyaşlarımı yeryüzüne dökmem için bir sebep değil... Yağmurun
Hayatın nekadar hızlı aktğının farkındamısınız?
Dün, bugün, yarın, geçen yıl, bu yıl, 2000li yıllar...
Annemizin elinden okula başladığımız serin erken sabah daha dün gibi :)
Gittikçe ağırlaşan çantalarımız, walkmenlerimize taktığımız toplama şarkılardan
oluşan kasetler, Cumartesi öğleden sonra matinelerindeki vizyon filmleri,
seyahatler, sınavlar, iş başvuruları...
Sayfa :
Psychedelic Screensaver 2000
C&C Generals: Zero Hour Yaması
Reha Çamuroğlu
Cengiz Dağcı
Molla Hüsrev
DATÇA
Ferruh Bozbeyli
Muammer Aksoy
The Penguen Otel
Faruk Akagün (1949 , .... )
Çorlulu Ali Paşa
Hacı Taşan
AXA CD Takip
Ahmet Yüter
Satsuma Suites
Feridun Aydın (1939 , .... )
Secure Copy
Ahmet Emin Yalman
John Candy Biography (1950-1994)
Hovsep Aznavur