
HOŞGELDİNİZ , Toplam : 25,647 , Yorum : 14,966
Firmanızda ya da şirketinizde işlerinizi hızlandıran ve hatasız bir şekilde raporlama yapan birbirinden farklı ve profesyonel programlarla rakiplerinizden bir adım önde olabilirsiniz. Bunun için mutlaka profesyonel yazılımcılar tarafından her türlü ihtiyacınız düşünülerek yazılmış ve kendisini ispatlamış olan programlara ihtiyaç duyacaksınızdır. Örnek olarak bir muhasebe programı bazen büyük firmaların ihtiyaçlarına cevap veremiyor olabilir. Bunun için daha geniş kapsamlı yazılım ve programa ya da farklı konular için ön muhasebe programı gibi programlara ihtiyaç duyabilirsiniz.
Firmanız için ticari programlar ve ticari yazılımlar temin etmek için bu konuda kendisini ispatlamış ve kendine olan güveni sayesinde sizlere 30 günlük deneme imkânı veren bir firmadan program temin etmek en mantıklı yöntemlerden biri olacaktır. Aynı zamanda yaşadığınız herhangi bir sıkıntıda sizlere en kısa zamanda hizmet veren yardımcı olan ekiple çalışmak işlerinizi daha hızlı bir şekilde bitirme ve raporlama hizmeti yapmanıza olanak sağlayacaktır. Fatura kesme programı sayesinde daha hızlı ve kusursuz bir şekilde faturalar kesebilir ve bu tür ihtiyaçlar için harcadığınız vakti en az süreye indirebilirsiniz. Aynı zamanda bahsettiğim tün bu profesyonel yazılım be programları kredi kartınızla en hızlı şekilde satın alabilir ya da durumuna gere kredi kartınıza taksitler şeklinde ödeyerek de temin edebilirsiniz. Bahsettiğim firmanın sizlere sunduğu programları görmek ve yakında incelemek isterseniz Verim Ticari web sitesini ziyaret etmeniz yeterli olacaktır.
www.verimticari.com
leyko
Mersin'deki tüm oteller,pansiyonlar,tatil köyleri,rent a car firmalarının bulunduğu gezi rehberi
www.mersintatil.net
Hakkı İpek
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e CARİYELİK VE KADIN
Eski Türk yaşayışında kadına ve erkeğe farklı değerler biçilmemişti. Erkek, bir kadınla evlenebilir ve geçerli nedenler olmadıkça yaşamını evlendiği eşiyle paylaşırdı. Eski Türk yaşayışında genel olarak salt anaerkil yapının aileye hakim olduğunu söylemek doğru olmaz. Dolayısıyla hem erkek hem de kadın hür ve eşitti. Erkeğin yeni bir eş edinmesi ancak bazı şartlara bağlı olarak mümkündü. Böyle bir durumda da ikinci kadın hiçbir zaman ilk eşin yerini tutmadığı gibi ondan daha değerli de olamazdı. Ayrıca ikinci kadından doğan çocukların tahta geçmesi sözkonusu değildi.
Osmanlı dönemine geldiğimizde ise çeşitli kaynaklar bize eski vezirler arasında serveti ölçüsünde odalıklara sahip olmanın gelenek haline geldiğini gösteriyor. 3. Murat, Sultan 1. Ahmet, Sultan İbrahim, 4. Mehmet, 3. Ahmet, 3. Selim gibi padişahların kadın düşkünlükleri hem devlet erkanına hem de halka yansımıştı. Özellikle de Sultan 2. Mahmut’un saltanat yıllarının başında kadının değerini adeta yüksek tabaya mensup olan kimselere, herhangi bir iş için, hediye olarak verilmesi ya da rüşvet olarak “odalık” adı altında sunulması belirliyordu.
Sadrazam, divan üyeleri, valiler, sancak beyleri, padişahın kız kardeşleri, yetiştirdikleri ve ya satın aldıkları cariyeleri padişaha sunarlardı. Bu durum Abdülmecid’in 1847’deki esir alışverişinin yasaklanmasına ilişkin fermanıyla sonlandırılmış gibi görünse de padişahın döneminde ve 2. Abdülhamid zamanlarında da varolmuş, valiler son yüzyıllara kadar padişahlara cariye sunmaya devam etmişlerdir.
Kanuni’den önce padişahların hem odalıkları ve cariyeleri bulunurdu hem de nikahla kadın alırlardı. Osman Gazi, Şeyh Edebali’nin ve Ömer Bey’in kızlarıyla, Orhan Gazi Yarhisar tekfurunun ve sonra da Kantakuzen’in kızlarıyla, 1. Murat Bizans İmparatoru Manuel’in kızıyla, Yıldırım Beyazıd Germiyanoğlu Süleyman Şah’ın kızıyla, Bizans prensesiyle, Sırp Bey’in kızıyla ve Aydınoğlu İsa Bey’in kızı Hafsa Hatun’la, Çelebi Sultan Mehmet Dulkadiroğlu Sülü Bey’in kızıyla, 2. Murat Candaroğlu İbrahim Bey’in kızı ve Sırp kızı Prenses İren’le, Fatih Sultan Mehmet Dulkadiroğlu Süleyman Bey’in kızlarından Sitti Hatun (Mükrime Hatun’la), 2. Bayezid Dulkadiroğullarından Alaüddevle Bozkurt’un kızı Ayşe Hatun’la ve Yavuz Sultan Selim de Kırım Hanı’nın kızıyla evlenmişti.
Osmanlı hükümdarlarının siyasi amaçlarla yaptıkları bu evliliklere 16.yy.’dan sonra Bizans ve Sırp devletlerinin ortadan kalkmasıyla ihtiyaç kalmamıştı. Ancak Kanuni’den sonra ilk önce nikahla kadın alan 2. Osman ve ardından da Sultan İbrahim olmuştur.
Padişahlar ve devlet erkanı dışında Osmanlı’da bazı zenginler de küçük yaşta halayıklar satın alıp bunları kalfaların terbiyesine verilerek yetiştirilmesini sğlar ve büyüyüp uygun yaşa eriştiklerinde kendilerine odalık yaparlardı. Bu konuda evin hanımının da rızası alınırdı. Evin hanımının rızası alınmamaışsa haremdeki bütün kadın ve kızlar birlikte hareket eder ve odalığı çeşitli yollarla rahatsız ederek evden bile kaçmasına yol açarlardı.
Bazı hanımlar da eşlerinin odalık tutmasına izin verdikleri halde odalıkları kıskanır ve türlü işkencelerle onlara zulmederlerdi.
Diyebiliriz ki; cariyelik kurumu ile kadınlar görsel ve zihinsel özellik ve yeteneklerine göre sınıflandırılmış ve “halayık satın alıp yetiştirme” ya da “odalık yapma” ile kadınlara farklı bir hizmet şekli buyurulmuştu…
Ta ki 2. Meşrutiyet’e dek… Gerek Meşrutiyet gerekse Cumhuriyet döneminde kadının hem zihninde hem de dış görünüşünde değişim başlamış, kadının mahremiyeti ortadan kalkmaya başlamış, özellikle Meşrutiyet’le beraber farklı gazete ve kadın mecmualarında kadının gizlenen cinsel yönü sayfalara taşınmıştı. Bazen modern kadın imajının yansıtılabilmesi için bazen de eleştiri ve alay malzemesi olarak kadın cinselliği çeşitli biçimlerde yer almaya başlamıştır.
Osmanlı döneminde kadın aile ve toplum düzenini koruyucu misyonuyla varolmuştur. Giyinişi, davranışları, uğraşıları, vs…ile kadın bu misyona uygun yaşam biçimini benimsemiştir.
19. yy’ın değerleriyle değişime uğrayan Osmanlı toplumundan Cumhuriyet’e geçildiğinde ise artık bireysellikten ön plana çıktığı yaşam biçimi ortaya çıkmış ve kadın hem sosyal hem siyasal alanda varlığını gösterebilme fırsatını yakalamıştır. Özellikle de Meşrutiyet döneminden itibaren fikir alanında değerli kadınlarımız ön plana çıkmıştır. Kadının yaşamındaki bu dönüşüm sürecinde dış görünüşündeki değişim de farklı çevrelerde tartışma konusu olmuş, ahlaki gerilemenin bir göstergesi ya da sebeplerinden biri olarak gösterilmiştir. Kitapta “ Basında Modern Kadın”adlı bölümde Cumhuriyet dönemi kadınının görselliğinin Cumhuriyet dönemi basınında nasıl değerlendirilip işlendiğine yönelik örneklere yer verdim.
“Ahlak Sukutuna Ait Bir Bilanço” başlığı altında Büyük Doğu’nun yapmış olduğu bir değerlendirmede de Meşrutiyetle birlikte başlayan ahlaki değişimin nasıl ortaya konulduğunu inceleyebiliriz.
Toplumdaki ahlaki bozulmanın tamamen Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerine dayandırılması doğru olamayacağı gibi Osmanlı’da ahlaki çöküşün imparatorluğun son dönemlerinden çok daha önce de var olduğunu söylememiz gerekir. Bu bağlamda İslamiyet öncesi kadının özgürlüğü ve değerinin İslamiyet’in kabulüyle gerilemiş olduğu yönündeki düşüncelere katılmak da olası değildir. Kadının durumu tarihin tüm zamanlarında olduğu gibi çeşitli menfaatleri ve emelleri olan kötü niyetlilerce belirlenmeye çalışılmış ve kadının her anlamda gelişip ilerlemesinin önünde çeşitli engeller ortaya çıkmıştır. Osmanlı döneminde kadın bireyliğin gerisinde kalmış, Cumhuriyet döneminde de zihinsel dönüşüm kadın coğrafyasının ancak belli bir kısmını etkilemişti. Tanzimat ve Meşrutiyet döneminde edebiyat ve fikir alanında kadınlarımız yetişmiş, Cumhuriyetle beraber bu kadınlarımızın sayıları artmış, zamanla kadınlar hem orduda hem de siyasette yer almaya başlamışlardır. Ancak modernleşmenin yansımaları olarak kabul edilen (giyim, eğlence, sosyal ilişkiler, vs…) değişimler de bu kez kadını farklı bir tartışma ortamına taşımıştı. Bu bağlamda farklı bakış açılarıyla Cumhuriyet basınından çeşitli röportajlara ve fotoğraflara yer verdiğimiz kitapta konunun işlenişi açısından incelediğimizde; kadın özgürlüğü mü yansıtılmış, Cumhuriyet’in kadına sundukları mı kutlanmış, hareme isyan mı edilmiş, modernizmin Cumhuriyet kadını için görsel yönü mü tesis edilmeye çalışılmış yoksa farklı kutupların savaş meydanında kadın üzerinden modernizm tartışması mı doğmuş? Amaç ve fayda ne olmuştur?
Kadının hiçbir dönemde birey ve kadın olmanın tüm boyutlarını gerçek anlamda yaşayabildiği söylenemez.
Kadının önce cinsiyet üzerinden değil, insan ve birey olarak düşünebilmesi ve düşünülmesinin önüne geçen anlayışın sahiplerine ve kadınlarımıza…
Nükhet Erkoç-2010
A.K
Bizans ve Osmanlı Saraylarında
“İHTİRASLI KADINLAR”
Osmanlı ve Bizans…Tarihte asırlarca hüküm sürmüş iki büyük imparatorluk ve bu imparatorluklardaki saltanatın ardındaki kadınlar…Zamanı kendi rüzgarlarının önüne katan sultanlar, imparatoriçeler. Her biri türlü özellik ve yeteneklere sahip bu kadınlar, emelleri uğruna çoğu zaman entrikalar içinde yer alarak, kimi etrafından rakibelerini uzaklaştırarak, kimi siyasi süreçlerin kritik dönemlerinde evlenerek, kimi de üvey çocuklarını ve hatta eşlerini bile öldürtmeye varacak kadar tehlikeli ve acımasız davranarak arzularının peşinden koşmuşlardır.
Osmanlı’da; kendisiyle siyasi amaçlarla evlenen 1. Keykubat’tan olan oğlu İzzeddin Kılıçarslan’ın veliaht olmasını isteyen ve bunun ardından ilk eşi Mahperi Hatun’un oğlu Gıyaseddin Hüsrev’in intikamına yol açarak Keykubat’ın cinayetine kadar varan olaylara sebebiyet veren Melike Adiliye…Eyyubilerden Meliküssalih’in ilk evliliğinden olan Turanşah’ı katlettiren, ardından sürdürdüğü planlarla en son Türk kölemenlerce kendi katledilişini hazırlayan Şeceretüddür…3. Murat döneminde Safiye Sultan’ın tek sırdaşı olmayı başaran, onunla birlikte devleti idare eden, rüşvet ve haksızlıklarla halkı usandırsa da yıllarca saltanat süren Raziye Kalfa…Çocuk yaşta Melek Ahmet Paşa ile evlenen, sadareti idare etmekte son derece başarısız olan Paşayı korumaya çalışan ve birgün uğradığı işkenceyle adeta yaşadığı hayatın bedelini ödeyen Kaya Sultan…Valide Kösem Sultan’ın işlerine bakan ve sultanın öldürtmek istediği Turhan Sultan’ı bu olaydan haberdar ederek sarayda nüfuz kazanan, eşiyle birlikte rüşvetçiliğiyle halkta nefret uyandıran ve sonunda Yeniçeriler tarafından bulunup asılan Meleki Kalfa…Yaşantısıyla kıskanılan ve birgün Patrona Halil Ayaklanması’nda eşi İbrahim Paşa’nın öldürülmesinden sonra çektiği acıyla hastalanıp sarayın bir odasında hayatını kaybeden Fatma Sultan ve diğerleri…
Bizans’ta; aşklarıyla nam salmış, hipodrom sahnelerinden tahta yükselen ve eşi Justinyanus’un emirlerini iptal ettirip kendi hakimiyetini kuran cazibeli Teodora…Putperestliğin zaferini yaşatn ve planlarıyla Kudüs’e kadar ilerlemeyi başaran bilgili ve şair Etenayis…Tasvirlerin kutsallığı mücadelesinde mutaassıp kişiliğiyle kutsak resimlere ibadeti başlatan, rakiplerini etkisiz hale getiren ve hatta tahta yaklaşan oğlu Konstantin’i bile kırbaçlatan zorba İrena…Sert eşi Teofilus’tan çekinse bile kutsal resimlere ibadeti ve Ortodoksluğu canlandıran dindar Teodora…Tahtı ele geçirmek için eşi İmparator Romenos’u ve çocuklarını zehirleyen, ikinci defa Nikeforus’la evlenen ve ardından yeni aşkı Zıymıkes ile imparatoru öldürmeye çalışan Teofanu…Elli yaşında iken eşi Romanos’la tahta oturan ve genç aşkı Mihail ile imparatoru banyoda boğdurtan Zui…Bizans’ta Zui döneminden kalan ahlaksızlığı gideren ve annesi İren ile tahttan uzaklaştırmak istediği kardeşi Yoannis’i katletmeye çalışan Anna Komnenos da diğer yakanın ihtiraslı kadınları.
Dev imparatorluklarda kendi saltanatını tesis eden bu cüretkar kadınların sonu gelmeyen arzularının kaynağı ve hepsinin ortak yönü; hırsları, ihtiraslarıydı. Onları şaşaalı yaşamın zevkine ulaştıran, yakınlarında olanların ve kendilerinin trajik sonunu hazırlayan, kendilerini ve yakınlarındakileri kötü sonlarına sürükleyen neydi? Hiç sorgulamadıkları tutku ve inançları mı, farkına varamadıkları insani zaafları mı? Başlarda en ince ayrıntılarına kadar düşünülmüş hesaplar eninde sonunda bozulmuş, güçleri kontrolünü kaybetmişti. İhtiras onları ele geçirmişti bu kez. Ahmet Refik’ten sadeleştirerek sizlere sunmuş olduğum bu eseri beğeneceğinizi umuyor ve okurla buluşmasını sağladığı için Karakutu Yayınları’na teşekkürlerimi sunuyorum.NÜKHET ERKOÇ-2009
ZN
'DENİZ AKVARYUMU MU İŞ SAHASI MI?'
NÜKHET ERKOÇ
İSTANBUL-İÜHA "Deniz Akvaryumu Projesi yasal alan ve trafik açısından olumsuzdur"diyen İstanbul Çevre Konseyi Federasyonu Başkanı Avukat Tunay Gürsel 94 dönümlük alanın da işyerlerine ayrılacağını öne sürdü"
Tasdik edilmeden 500'lik plan ihaleye verilmiştir.Deprem ve heyelan bölgesi olan Florya'da sivil toplum örgütlerinin hiçbirine haber verilmemiştir.Deniz akvaryumu projesi yasal alan ve trafik açısından olumsuzdur.Projede 1 dönümün deniz akvaryumuna ayrıldığını belirten Gürsel 94 dönümün ise belediye tarafından işyerine ayrıldığını iddia etti.
Sivil toplum kuruluşlarından Mimarlar Odası,Mühendisler Odası ve Çevre Mühendislerinin bu konuda kendilerine destek verdiklerini vurgulayan Gürsel,şu anda projenin durdurulduğunu kaydetti.Gürsel konuşmasına şöyle devam etti:"Bizler Florya'da deniz akvaryumuna karşı değiliz.Ancak yaklaşık 95 dönümlük bir yeşil alanın deniz akvaryumuna ayrılan 1 dönümü dışında kalan 94 dönüme yapılacak iş merkezlerine karşıyız."
24.12.2003 tarinde İstanbul Çevre Konseyi Federasyonu'nun önderliğinde çeşitli sivil toplum örgütlerinin de katılımıyla Deniz Akvaryumu Projesi Eminönü'nde protesto edilmişti.
mnb
SAVAŞTAN BÜYÜK HAKSIZLIK OLUR MU?
Azerbeycan’ın büyük ressamlarından Sabir Mehtiyev savaşı yaşamış bir sanatçı olarak “Dünya gerçeklerinden birini resmetmek istesem bu yine savaş olurdu.” Diyor.
Gülhane’de kimi zaman yürürken kimi zaman da tramvayla geçerken görmüşsünüzdür bu üç katlı yapıyı. Her katı renk renk boyanmış eski atölye artık renge bürünmüş. Sarı renkli atölye asıl renkler içimde, duvarlarımda asılı der gibi…
İşte bu renkli dünyanın sahibi Sabir Mehtiyev Nağıoğlu 1952’de Azerbeycan topraklarında doğdu. 1968’de Bakü Azimzade Ressamlık Lisesi’ne girdi. 1972’de bu liseden kırmızı diplomayla mezun olan Mehtiyev, Gürcistan Tiflis Devlet Ressamlık Akademisi’nde resim sanatı eğitimine devam etti. 1995 yılından beri Türkiye’de yaşayan sanatçı Gülhane’deki Sabir Art Gallery’de karakalem, suluboya, yağlı boya resim teknileriyle çalışıyor ve birçok öğrenci yetiştiriyor.
Bir sanatçı olarak zorluklarla karşılaştınız mı?
1988 yılında Azerbeycan-Ermenistan arasında Karabağ Savaşı başladı. Azerbeycan’da sosyal, ekonomik, vs…sanki yaşam durmuştu. Doğduğum yeri seviyordum ve terk etmeyi hiç düşünmemiştim. Ailemle uzun süre mücadele verdik. Bir parça bile yiyecek bulamadığımız günler oldu. Artık hem sanatım hem de mesleğim tehlikeye girmeye başlamıştı. Savaşlar sırasında Türkiye’ye gelen bazı sanatçı dostlarım, çoğunlukla da öğrencilerim artık benim de yanlarına gelip sanatıma rahatça devam etmemi istediklerini söylüyorlardı. Zorluklarla dolu yedi yıl yaşadım ve 1995’te eşimi ve ailemi Azerbeycan’da bırakıp ayrılığın başladığı, sanatımın özgür olacağı şehre İstanbul’a geldim. Kalemi, boyayı alamadığım zamanları hatırlıyorum. Herhalde en zor şey budur bir resam için ki alamadığı o şeylerle yaratır eserlerini.
Belli bir sanat akımına bağlı olarak mı çalışıyorsunuz? Türkiye’de ve dünyada etkilendiğiniz ya da eserlerini beğendiğiniz sanatçılar var mı?
Hemen hemen tüm resim akımlarına bağlı çalışmalarım oldu. Resimlerimde realizmi görürsünüz. Bazen de empresyonizmin izleri vardır onlarda. Resim sanatında en sevdiğim dönem Rönesanstır. Türkiye’den bir isim gelmiyor aklıma ama Leonardo, Rafael, Rubens, Tizian, Renuar, Boticelli eserlerini en çok beğendiğim ressamlardandır.
Türkiye ve diğer ülkelerde gerçekleştirilen birçok sergide eserleriniz yer aldı. Resimlerinizi şu ana dek nerelerde sergilediniz? Sizce resimleriniz insanlarda nasıl bir izlenim bırakıyor?
İstanbul, Ankara, Eskişehir, Türkiye dışında Moskova, Bakü, Nahcivan ayrıca Frankfurt, Florida, Fransa, Viyana, İtalya, İngiltere, Avustralya, Yeni Zelenda, Japonya, İspanya, Kanada,vs…eserlerim bulunuyor. Topkapı Sarayı’nda 170x220 cm. ebatındaki Osmanlı Sultanları’nın Soyağacı adlı yağlı boya tablom bulunuyor.
Resimlerimin insanları nasıl etkilediğini onlardan iyi bilemem ama atölyeye geldiklerinde yüzlerinde çoğu zaman bir hayranlık ifadesi görürüm. Kimi zaman gerçeğin iyi yansıtıldığını, kimi zaman da resimlerime baktıklarında huzur bulduklarını ifade ederler. İşte o beğeniyi görmek sanatçının en gizli, en derin mutluluğudur.
Türkiye’deki sergi salonları, sanat evleri ve müzayedelerde sergilenen resimleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce resim piyasasında sanatçı yeterince destekleniyor mu?
Bu eserler beğeniliyor ve isteniyor ki buralarda sergileniyor. Tabi bazılarının başarısı tartışılabilir. Beğeniye gelince insanlar genellikle resimleri güzel ve etkileyici olarak değerlendirirler. Ama güzel olduğu ölçüde teknik açıdan doğru da olmalı resim. Ticari kaygılar çoğunlukla bunların önüne geçiyor Türkiye’de. Bu yüzden de sanatçı yeterince korunmuyor ve destek alamıyor. Çok acıdır ki insanlarla eserleri buluşturanlar sanatçının adeta ruhunu ezerek, sadece resimlerine sahip olmak istiyorlar. Sonra da resimleri çok daha yüksek değerlerle satıyorlar.
Atölye ve bazı kültür merkezlerinde resim dersleri veriyorsunuz. Öğrencileriniz genellikle hangi yaş grupları arasında, güzel sanatlar bölümlerinden gelenler var mı? Genel olarak resim sanatına ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Her yaştan öğrencim var. Çocuklar, gençler, orta yaşın üzerindeki insanlar…Sanat yaştan önce sevgi ve ruhun enerjisi ile ilgilidir. Gençler kadar iyi resim yapan benden yaşça büyük öğrencilerim var. Derslere güzel sanatlar bölümlerinden gelenler de var. Bir yandan bu öğrencilerimde gördüğüm eksikler üzüyor beni sanat adına bir yandan da yeni bir şeyler öğranmek için gelenler kendilerini suyun akışına bırakmadıkları için beni çok sevindiriyorlar. Aslında sanat seviliyor bu ülkede. Resimlerime bakarken izliyorum insanların yüzündeki ifadeleri ve birçok ders alan öğrencim olmasından anlıyorum bunu. Yalnız sanat unutulmuş, belki de unutturulmuş insanlara. Ayrıca Türkiye’de ustalaşmadan hemen bir atölye açıp dersler vermeye çalışan bir sürü sanat sömürücüsü var.
Yaşadığımız dünyada gerçekleşmiş ya da başlayıp durmamacasına devam eden olumsuzluklar bildiğiniz gibi insanları, toplumların yaşayışını ve dünyanın genel gidişini etlilemekte. Siz bir sanatçı olarak bu olumsuzlukları tuale yansıttınız mı ya da şu an bir resim yapsanız dünya gerçeklerinden hangisini konu alırdınız tablonuza?
Azerbeycan bağımsızlığını elde ettikten sonra Ermeni-Rus Savaşı başladı. Tam bir soykırımdı. Bunu soyut bir çalışmamda sundum. Ayrıca Kosova hadiselerini yine soyut olarak çalıştım. Yaşadığınız, hayal kurduğunuz, sevdiğiniz, mücadele ettiğiniz ülkenizde ya da dünyada bir şeyler kötüye gidiyor, haksızlıklar birilerine yükselere çıkarırken birilerini de eziyor ve yok ediyor. Bunlara bir insanın hele ki bir sanatçının gözlerinin kapalı olması kabul edilemez. Dünya gerçeklerinden birini resmetmek istesem bu haksızlık olurdu. Haksızlıkların biri de savaştır. Savaştan büyük haksızlık olur mu?
NÜKHET ERKOÇ-2004-İstanbul RENK DERGİSİ
sait
HALK STK’DAN NE İSTEDİĞİNİ BİLMELİ
Şair, Ozan ve Yazarlar Kültür Derneği Başkanı şair, gazeteci ve yazar Hasan Askıran: “Halk bizden ne istediğini bilmeli ve istemeli” diyor.
Derneğinizin kuruluşu ve amaçlarından bahsedermisiniz?
Derneğimizin genel merkezi 7 Aralık 1994 tarihinde yedi kurucu tarafından Kadıköy ilçesinde 10 metrekarelik bir asansör tamirci dükkanında kurularak faaliyete geçti. Türkiye genelinde şamil olarak kurulan derneğimizin henüz genel kurulu yapılmadan müracaatımız üzerine ilk şubesi Tekirdağ’da kuruldu. Genel merkezimizin gücü olmadığı için Şişli ve Üsküdar’daki şubeler kapatıldı. Şu an Ankara, Antalya ve Aşkale temsilcilikleri faaliyet halindedir. Amacımız genç şair ve yazarlarımızı tanıtmak, onlara destek olmak.
Derneğinizde hangi yaş grubundaki üyeler çoğunlukta?
Aslında her yaş grubundan kişiler derneğimizde üyedir. Zaten biz de kapımızı şiir, edebiyat ve kültürle ilgilenen herkese açık.
Genç şair ve yzaraları tanıtmak ve onlara destek olmaktan bahsetmiştiniz. Bu bağlamda neler yapıyorsunuz?
Derneğimiz tamamen amatör ruhlara hitap etmektedir. Biz perdenin gerisinde kalmış olan genç şairlerimizi gerek basın yolu ile gerekse yaptığımız araştırmalarla ve ya her yıl geçekleştirdiğimiz teşvik edici ödüllü şiir yarışmaları sonucunda bulup topluma kazandırmakla birlikte ödül kazanan şairimizin ismini Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bildirmek suretiyle arşiv kayıtlarına işlenmesini sağlıyoruz.
Geliriniz var mı?
Derneğimizin hiçbir yerden geliri yoktur. Ancak düzenlenen gecelerden yıllık üye aidatlarından yararlanılmaktadır. Son çıkan yasaya göre artık bağış ta alamayan derneğimiz, gerekli devlet yardımının yapılması için bir yıl önce müracaat ettiğimiz Kültür Bakanlığı’ndan henüz bir yanıt gelmedi.
Peki ihtiyaçlarınızı nasıl karşılıyorsunuz?
İhtiyaçlarımızı ancak yönetim kurulumuzun şahsi gayretleriyle karşılayabiliyoruz.
Derneğiniz Çevre Federasyonuna da üye. Bir sivil toplum kuruluşu olarak özellikle halktan neler bekliyorsunuz?
Bizim halktan istediğimiz sivil toplum kuruluşlarından ne istediklerini bilmeleri ve bizden istemeleri.
NÜKHET ERKOÇ-2004-RENK Dergisi
m.k
Bakırköy Belediye Başkanı
ATEŞ ÜNAL ERZEN: “BELEDİYELERİN YETKİSİ AZ”
Bakırköy Belediye Başkanı Ateş Ünal Erzen İstanbul’un en büyük sorununun çarpık kentleşme olduğunu belirterek “İnsanlar plan yapmadan önce bina yapıyorlar, birçok bina plana uygun değil. Bu güzelim şehir bitti.” Diyor.
“Yeşil alan çok az. Marmara Denizi’ne nehir ve derelerden kirli sular akıyor. Deniz mahfoluyor. Fabrikalar da kontrolsüz. İşte bütün bunlar göz yumma ve rant sonucudur. Biz yeşil alanları koruyacağız.” Şeklinde konuşan Erzen, ilçe belediyelerine ana arter ve sahil yolları ile ilgili konularda yetki verilmediğini belirtiyor.
Bakırköy’de 200 kadar sivil toplum kuruluşunun olduğuna da değinen Erzen kültür alanındaki çalışmalarıyla ilgili olarak “Bakırköy Belediyesi bir toplantı yaptı, yakın zamanda ‘Sivil Toplum Kuruluşu Platformu’ oluşturacağız .”diyor. Ateş Ünal Erzen yetki azlığı ve bürokrasinin belediyelerin çalışma hızını olumsuz etkilediğini vurguluyor.
NÜKHET ERKOÇ
İstanbul RENK DERGİSİ-2004
MENEKŞE
BİZANS VE OSMANLI SARAYLARINDA İHTİRASLI KADINLAR
Kıskançlık, kin ve ihtirasın hüküm sürdüğü, hiyerarşinin her basamağından kadınlar ile erkeklerin birbirini yok etmek üzere tetikte beklediği kabus dolu bir hapishane, bir nevi şık köle pazarı; Bizans ve Osmanlı Sarayları. Hiçbir kadın hayal edilemez ki güzelliği, cazibesi ve ihtişamı nefretler ve alaylarla anılsın. Hiçbir şehir hayal edilemez ki İstanbul gibi tabiatın en güzel, en taze, en saf güzelliklerini içinde bulundurduğu halde tarihin insafsız eleştirilerine hedef olsun. Bizans ve Osmanlı Sarayları'na ev sahipliği yapan bu gizemli şehir, aynı zamanda birçok saltanatında ihtiraslı kadınlarına kucağını açmıştır. Dünyanın en önemli imparatorluklarından ikisi olan Bizans ve Osmanlı'nın başkenti İstanbul'da dönen saray entrikaları Teodora'dan Etenayis'e, Zui'den Anna Komenos'e, Melike Adiliye'den Kaya Sultan'a, Meleki Kalfa'dan Fatma Sultan'a bir 'kadınlar saltanatı'nı da doğurmuştur. Eski tarih anlayışının son, modern tarihçiliğin de ilk ve en önemli temsilcilerinden Ahmet Refik, tarihi eserlerde genel olarak hakim olan soğuk ve sıkıcı havayı değiştirerek bu alanda yeni bir soluk getiren, edebiyatın estetik ve şiirselliğini yazı diline sokan bir öncü olarak kabul edilir. Popüler tarihçiliğin kurucusu ve en başarılı kalemlerinden de biri olan Ahmet Refik, bu eserinde tarihin farklı bir yönünü okurla buluştururken perde arkasında yaşanan entrikaları, ihtirasları yumuşak ve akıcı bir üslupla anlatıyor. Ayrıca hep kulağımızı dolduran 'saray ve harem' hayatına ve çeşitli imparatoriçe ile sultanların hayat çizgilerine dair şaşırtıcı hikayeleri günyüzüne çıkarıyor. Tutku ile entrikanın koridorlarında, sultanların ve imparatoriçelerin rehberliğinde dolaşmak istiyorsanız bu kitabı mutlaka okumalısınız.
SAİT
Araştırmacı – Yazar Nükhet Erkoç’un kaleme aldığı “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Cariyelik ve Kadın” yayımlandı.
Kitapta, Osmanlı öncesi Türklerde, Osmanlı’da ve Cumhuriyet’te kadının aile ve sosyal yapı içindeki durumu değerlendiriliyor. Postiga Yayınları’ndan çıkan “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Cariyelik ve Kadın” adlı araştırma-inceleme kitabı yedi farklı bölümden oluşuyor.
Araştırmacı - Yazar Erkoç, ‘kadın’ konusunu hem dönem karşılaştırmalarıyla hem de farklı dönemlerdeki benzer ve ortak bakış açılarına yer vererek inceliyor.
Kitabın bölümlerinden birini oluşturan “Cariyelik ve Esaret”, Osmanlı padişahlarının yaşamından kesitlerle ve Osmanlı Arşiv Belgeleri’yle kadının çeşitli yönlerden istismar edilişini yansıtıyor.
Çalışmada Osmanlı ve Cumhuriyet döneminden ilginç resimler, fotoğraflar ve çarpıcı yorumlar dikkat çekiyor. Kitabın son bölümü Türk basınından röportaj örnekleri, resimler ve fotoğraflar ile tamamlanıyor.
Kitaptan Başlıklar:
Eski tarihlerde Türk kadınının konumu nedir?
Osmanlı döneminde kadının aile, saray ve toplum yaşamı.
Osmanlı döneminde İstanbul’da fuhuş hayatının boyutları!
Avrupalılar haremlerimizi nasıl tasvir ediyor?
Cariye ve odalıkların saray yaşamı.
Abdülmecid, Abdülaziz ve kadınlar…
Abdülmecid hangi baloya katılmıştır?
Abdülhamit ve kadınlar…
Tanzimat ve Meşrutiyet Döneminde yetişen kadınlarımız.
Basından örneklerle kadının dış görünüşü.
Cumhuriyet ve kadının zihinsel dönüşü.
Türk basınından farklı bakış açıları ve ilginç fotoğraflarla “modern kadın”.
Mayolu Osmanlı kadını.
T.C. Başbakanlık Osmanlı arşiv belgeleriyle cariyelerin başına gelen olaylar
serkan
ADNAN ZEKİ BIYIK (POPSTAR MÜFTÜ)
TSM SANATÇISI-MÜFTÜ-DİN ADAMI
1970 Samsun Havza doğumlu.İlk orta tahsilini memleketinde tamamladı.Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesini bitirdi.Anadolu Üniversitesi Türk dili ve Edebiyatı ,yine aynı üniversiteye bağlı Aöf Sosyal bilimleri okudu.Kayseri büyükşehir belediye konservatuarını bitirdi.Konservatuar yıllarında Değerli sanatçı ve bestekar Dr Mustafa UYAN’dan musiki bilgisi ve repertuar dersleri alarak müzik bilgisini ilerletti.Ayrıca Neyzen Dr Hakkı TEKİN’den tefeyyüz etti ,birlikte yüzlerce konserler verdi.Ankara da görev yaptığı yıllarda Ankara Büyükşehir Belediye TSM ve THM korolarında korist olarak çalıştı.Kültür Bakanlığı Devlet Halk dansları Hocalarından Ulya TURGUT Hanım’dan Sahne estetiği ve diksiyon dersleri aldı.Nota solfej ve bona dersleri gördü.Kültür Bakanlığı THM sanatçısı Salih TURHAN’dan müzik alanında istifade etti.Kayseri’de İlahiyat eğitimi aldığı sıralarda Neveser Musiki Topluluğu ve Aydınlar Ocağı Türk Tasavvuf müziği Topluluğunu kurdu .Bu topluluklarla binlerce konserlere imza attı.Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı iki buçuk yıllık müftüler ve vaizler eğitim merkezini bitirdi.Görevde yükselme sınavlarında başarılı olunca 2005 yılında Afyon Dinar Vaizi 2005 Ekiminde Hakkari Çukurca Müftüsü olarak atanan sanatçı, Hakkari’de kurduğu “Maliyeciler korosu” ve” Müftü ve Melekleri”adlı kızlar korosu ulusal medyada büyük ilgi uyandırdı.Mart 2007 de Kendisine misafir sanatçı olarak StarTv Popstar alaturka adlı programdan teklif geldi.Popstar Alaturka’da Yanık Ömer adlı kahramanlık türküsünün okuyan müftü Adnan Zeki BIYIK ,kamuoyunda POPSTAR MÜFTÜ olarak ünlendi.Konya’nın Tuzlukçu İlçesine müftü olarak atanan Bıyık,kendi ilçesinde 12 imamdan oluşan “Nasrettin Hoca Türk tasavvuf Müziği Topluluğunu oluşturdu bu ekiple birçok konserler verdi.Konya Beyşehir’de ise “Eşrefoğlu Türk Tasavvuf Musikisi Topluluğunu kurdu ve şefliğini yaptı.İlahiyat fakültesi bitirme tezi olarak “Sanat Güneşi Zeki MÜREN’in Türk müziğine ve Sahnesine Getirdiği Yenilikler “i çalıştı.Bu tez İlahiyat Fakülteleri tarihinde bir ilki teşkil etti.Sanat ve din adamlığını birlikte devam ettiren BIYIK,2009 10 Kasım Atatürk’ün Sevdiği Şarkılar Konserini İmamlardan oluştuğu korosu ile vererek Türkiye’de bir ilke daha imza attı.30 civarında bestesi olan sanatçının “Yandır Beni”adlı bir albümü bulunmaktadır. Arapça ve İngilizce bilen BIYIK, Süleyman DEMİREL Üniversitesinde Türk Dini Musikisinden yüksek lisans yapmaktadır.2010 itibarıyla Edirne Lalapaşa müftüsüdür.
Abdullah ALTUNBAY
Asistan
ABDULLAH ALTUNBAY
Spelunca Luxury Cave Hotel
Goreme kasabasi kapadokya/Nevsehir
tel 03842712735 fax 03842712897 gsm 0543 2712735
www.hotelspelunca.com
ramazan sokut
Yaşamı
1977 Malatya doğumludur. Ulusal bir televizyonda aktüel kameramanlığı yapmış, çeşitli prodüksiyon yapımlarında reji yardımcısı ve kameraman olarak bulunarak setlerin tozunu yutmuştur. Sinema diline vakıf olarak, kamera plan ve acı tekniğini kavrayarak hikaye tasviini birleştirmesi ile televizyon, sinema ve çizgi film senaryoları da kaleme almaktadır. Şiir, deneme, makaleleri çeşitli dergi ve gazeteler de yayınlanmaktadır. Yayınlanmaya hazırladığı; roman, hikaye,deneme, şiir ve araştırma türlerinde eserler verecektir.2007 yılında Var Oluşa İki Kanat soluğanı ile “İki Kanat Yayınları”nı kurmuştur. Medya ve prodüksiyon alanında faaliyet gösteren ve sektörün saygın konumunda olarak adından söz ettirmeyi başarmış bulunan Atlantik Medya Dağıtım Planlama ve Prodüksiyon şirketinde: Yapımcı, yönetmen, kameraman ve senarist olarak faaliyetini sürdürmektedir.
İhsan Işık’ın hazırladığı: Türkiye Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi (11. Ciltte) Elvan Yayınları- Ankara, 2008
Ali Gündüz’ün hazırladığı: Türkiye Şairleri ve Şiirleri Antolojisi (4. Ciltte) Gündüz Yayınları- Ankara, 2007
Kaynak eserlerde yer almıştır...
Üyesi Olduğu Kuruluşlar
ANASAN (Anadolu Sanatçılar,Şair,Yazar,Ozan ve Bilim Adamları Birliği)- Denetleme Kurulu Üyesi
İlesam- Asil Üye
Türkiye Yazarlar Birliği- Asil Üye
Edebiyat- Sanat ve Kültür Araştırmaları Derneği ESKADER- Asil Üye
Edebiyatçılar Derneği- Asil Üye
Malatya İzollu Vakfı - Asil Üye
Eserleri
Aynalar – Şiirler (İki Kanat Yayınları) İstanbul- Haziran/ 2007
Hayata ve İnsana Dair – Şiir (İki Kanat Yayınları) İstanbul- Ağustos/ 2010
Sevgiye Dair – Şiir (İki Kanat Yayınları) İstanbul- Ağustos/ 2010
Özleme Dair – Şiir (İki Kanat Yayınları) İstanbul- Ağustos/ 2010
Hüzün Yağmuru – Deneme (İki Kanat Yayınları) İstanbul- Ağustos/ 2010
Filmografyası
Kameraman Filmografyası
Kurtlar Vadisi Pusu 4. Sezon 2010 Kameraman, Dizi Filmi
Kurtlar Vadisi Pusu 3. Sezon 2009 Kameraman, Dizi Filmi
Kurtlar Vadisi Pusu 2. Sezon 2008 Kameraman, Dizi Filmi
Fadik İntikam Peşinde 2008 Kameraman, TV Filmi
Kan Damlaları 2007 Kameraman Asistanı, TV Filmi
Toprağa Kan Düştü 2007 Kameraman Asistanı, TV Filmi
Kabadayı 2007 Kameraman Asistanı,TV Filmi
Göç-1 2006 Görüntü Yönetmeni Yardımcısı, TV Filmi
Göç-2 2006 Görüntü Yönetmeni Yardımcısı, TV Filmi
Anadolu Aşkı 2006 Kameraman Asistanı, TV Filmi
Cemre 2006 Görüntü Yönetmeni Yardımcısı, TV Filmi
Gönül Suver
(Araştırmacı Yazar-Hukukçu-Avukat)-Malatyada dünyaya geldi.İktisadi ve İdari bilimler fakültesi ile Hukuk fakültesinden mezun oldu.Hukuki konularda yayınlanmış çok sayıda araştırma ve makalesi bulunmakta.
ALMİR
Antalya da rafting Turu
hafta ici 33 Tl
Haftasonu 40 TL
Ulasim + Rafting + Rehberlik +Sigorta
dahil.
http://rafting-antalya.net/rafting-sorular.html
Tel: 0242 746 85 12 - 0242 746 85 19
sfm tur
Sayfa :
Nejat Göyünç
Alyans
Mehmet Aydın
Word Assistant
Complete Anonymous Web Surfing
ACDSee Photo Manager
PrintPunk
Can Yücel
Acubix PicoZip
adam and ants
e-Form
Mummy Maze Deluxe
Addabutton
Kokteyl Tarihi
Saint Augustine of Canterbury Biography (604 - 605)
SyncTime Deluxe
Steganography
Image Comparer
BlaB! Lite
RAM Idle LE
- Fıkra
Android Cep Telefonu / Tabletler için Fıkra Uygulamalarımız :